12 Ekim 2009 Pazartesi

The End

...























. . .

















Pof










































































































































































































Ne güzel değil mi hayat. İnsanların keyif aldığı şeyler, anılar, yaşanmışlıklar...




















































































































































Bir çoğuna, anlattıklarına, yaşadıklarına, tecrübe ettiklerine neden olmak ve bunu onların asla bilmemesi ne kadar dibe çökertir değil mi? Hiç yaşadınız mı bunu? Her dediğiniz şeyin, değer verdiklerinizin birer birer aslında orda olmadığını farkettiğiniz oldu mu? Sanki söylememiş gibi...


























































































Arkanızdan saf dense, salak dense, mal dense bile inandıklarınızın peşinde koştunuz mu? Kendinizden başka hiçbir şeyin yanınızda olmadığını farkettiniz mi? Görülmediğinizi, fark edilmediğinizi, aslında orada olmadığınızı? Aslında söylemediğinizi değil, duymadıklarını ve asla duymayacaklarını...












































































"Farketmem lazımdı, ne garip" demenin bile samimiyetsiz olduğunu, özünün samimiyetsiz olduğunu farkettin mi? Veya asla gecikmeyeceğini fakat bunu bilmenini bile umrunda olmamasını.




































Hiçbir şey için çok geç olmadığını, fakat senin herşeyinin onun hiçbir şeyi olduğu...










































































Hayalet olduğunu farkeden bir hayalet tanıdınız mı?





















































Hayalet olduğunu sonunda kabul eden Bir Hayaletin...


































































Ve herşeyin boşuna olduğunu farkeden, asla sesini duyuramayacak olan olduğunu...




















































































Hoşçakalın











































































Pof




























. . .




































































...

4:04 Herşeyi Nasıl Bu Kadar Güzel Anlatır?

10 Ekim 2009 Cumartesi

Bu acının adı yalnızlık. Asla tahmin edilemeyecek, asla giderilemeyecek. Şu yaşıma geldim. Neredeler? Hani? Göstersene bana. Ayna dışında kim var kucaklayan, belki sarılan, sakinleştiren, dinleyen, destek olan?

Her zaman bunu yaşamamak için alıştırma yaptım, her zaman gerçekten her zaman, neredeyse tüm hayatım boyunca. Bir şekilde elimden geleni yaptım. Yine yetmemiş demek ki. Yine yetmedi. Hiçbir zaman fazlası değildi istediğim. Umduğum, beklediğim.

Karamsarım ya çoğunlukla veya vurdum duymaz, olmayanın olmadığını bilmektendir belki veya olduğunu sananı. Bir 19 daha en azından böyle geçmeyecek. Kariyer, iyi ki böyle bir hedef var insanı saçma yapan fakat yaşamasını sağlayan.

Bir şekilde öyle ya da böyle insanlar yaşar. Kimiler farkında olmadan yaşar, kimiler farkında olarak. İyisi kötüsü var mı? Yok tabii ki. Sadece tercihler. Acısı veya tatlısı.

Tramisu yerine neden çiğ köfte? Kimine göre acıyı sevmekten dolayı. Peki ya acıyı sevmediğimi söylesem, kim inanır? Hayır! Yoooo yapma bunu. Yapma dedim! SUS! Kadir İnanır deme. Ulan!!!

Lezzetli de değil biliyor musun Hala, şu an bile kandırmakla meşgulum. Bir 19 bundan çok daha beter geçecek. Öncekinde sarf ettiğim çabayı da sarf etmeyeceğim çünkü. Acı acı çırpınan ve gözlerimi oyan karga çoktan uçtu gitti. Kanatlarım olsa peşinden giderim, fakat insan olmak için yoldum onları. Çoktan sürgün edilmişim bu diyarlardan, farkında olmak bir yere kadar ya ondandır. İnsan gözünün önünde bağıran şeyleri duymuyor zaman zaman.

Şimdi odada yerde bir ayna duruyor. Sahip olduğum, tuvaletimde duran tek ayna. Artık o da yok. Takmam onu yerinde. Ta ki aynadan başkasına sahip olana kadar. Veya sana. Dursun öyle o şekilde. Artık aynalara da ihtiyacım yok. En azından kör değilim ya ona şükür, yansımalar da yeter bana. Birikmiş göz yaşlarımda oluşan.

09 Ekim 2009 Cuma

Yemek?

İki dakika huzur için akşam yemeğini tek başıma dışarıda yiyeyim dedim. Orada da kavga çıktı ulan. Komedi

08 Ekim 2009 Perşembe

Huzur lazım değil mi birazcık? Hafiften dinginlik, bir tutam keyif? Şöyle çıtırdayan bir şömine karşısında kışın yazlıkta oturduğum gün gibi. Ama bu sefer annem ve babam yok yanımda. Onlarsız bambaşka bir tatmin sanki.

Sadece iş değil bunlara neden olan. Veya sandığın gibi biri değil. İç huzurla alakalı sanırım. Belki uzakta değil aynanın karşısında.

Buruk bir acı da var tabii arasında. Böyle olmasını isteyen tek bir canlı bile varsa hayatta, yok olsun gitsin buradan. Beni benden artık asla alamaz bir acı, fakat yeterince yakan bir acı.

03 Ekim 2009 Cumartesi

30 Eylül 2009 Çarşamba

Yarın iş görüşmem var.


Cumartesi dahil haftaiçi hergün çalışacağım sanki.


Okul-İş düzeni arasında bir de klavyemi alıp, kendi müziğimi yapmaya tekrar başladığımda, benden mutlusu olmayacak.


Akıcılılıktan uzağım bu aralar nedense. Hafif bir gitar arkamda ve ben blues söylüyorum gibi.

Siz de duyuyor musunuz?